Siz şu an göremiyorsunuz; ama paytak paytak yürüyen bebek Mustafa. Aslında bebekliğinin anlatacağım şeylerle bir ilgisi yok, ama size onu tanıtabilmem ve onun nasıl biri olduğunu anlayabilmeniz için bu gerekli.
Mustafa, o yıl doğan on binlerce bebekten herhangi bir tanesi. Ne bebekliğinde ne de yaşadığı hayat boyunca onu diğerlerinden ayırabilecek nev-i şahsına münhasır bir özelliği yoktu. Sıradan insan, sokaktaki vatandaş, ortalama bir genç… bu tanımların hepsinin karşısına Mustafa’nın vesikalık fotoğrafını koyabilirsiniz. Pek tabi bu vesikalık fotoğraf herkesin vesikalığının olduğu gibi Mustafa’ya asla benzemiyor.
Türkiye’de ortalama erkek boyu 173 ve 176 santimetre arasındadır. Mustafa’nın boyu 174.5 santim. Kilosu 83. Ayak numarası 42. Buğday tenli, saçı ve gözleri kahverengi. Henüz 30’lu yaşlarında olmadığı için karın bölgesinde yağlanma başlamadı. 38 yaşından sonra tam da beklenen şekilde mezomorf ve endomorf arasında elma tipi bir vücut yapısı olacak. Bunların tamamı resmi veriler. Mustafa tek başına bir ülkenin ortalamasını yansıtıyor. Bu haliyle Mustafa, bir ülkenin ulusal sıradanlık sembolü.
Mustafa, tam yürümesi beklenen zamanda yürümeye başladı, tam olması gereken zamanda konuştu. Ne erken, ne geç. Ağzından çıkan ilk kelimenin ne olduğunu kimse hatırlamıyor.
Tüm eğitim öğretim hayatı boyunca sadece teşekkür belgesi aldı. Tüm notları asla çok yüksek olmadı ya da düşük. Tam olması gerektiği kadardı. Ortalama bir üniversitede, işletme bölümünde ikinci sınıfta okuyor. Tabi ki Mustafa’dan bahsettiğimiz için, beklendiği üzere, ikinci sınıfın son haftasında. Üniversite hayatının tam ortasında şu an.
Adım gibi biliyorum sizin de öyledir. Öyle olmasa bile şu an canınız çekmek üzere; Mustafa’nın en sevdiği yemek kuru fasülye ve pilav. Ve evet yanında turşu. Mercimek çorbasını da çok sever. Sadece bunları yiyerek muhtemelen hayatına devam edebilir. Asla aklına suşi yemek gibi şeyler gelmez. Hatta suşiyi merak ettiği bile söylenemez.
Şimdi gelelim biraz daha özel konulara.. Mustafa bir kızdan hoşlanıyor. Bu kadar. Kara sevdaya yenik düşmüş değil, aşkından gözleri de kararmıyor. Abartılı bir durum yok. Kızı görünce tabi ki kalp atışları hızlanıyor, biraz yüzü kızarıyor, ne yapacağını, elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor. O halini görseniz çok seversiniz Mustafa’yı. İşin güzel tarafıysa kız da ondan hoşlanıyor. O henüz bunu öğrenmedi; ama öğrenecek.
Mustafa asla göze batmadı. Asla öne atılmadı ya da kendini bir anda önde bulmadı. Her zaman bir topluluktaki ortalardaki kişiydi. Kalabalığın içinde onu görebilmeniz büyük şans.
Şimdi Mustafa’yı biraz tanıdığımıza göre gelelim asıl konuya. Mustafa gibi bu kadar sıradan bir insanın anlatılmaya değecek bir yanı olmamalı aslında; ama Mustafa bir zaman yolcusu ve garip şekilde evrenin yok olmaması Mustafa’ya bağlı.
Bir yanıt yazın