İstanbul şehrinin meşhur batakhanelerinde çalgılı çengili, sazlı sözlü, vurdulu kırdılı eğlencelere doymazdı Rüstem ya da nam-ı diğer Hasanboğan.

Zamanında tüm Galata’yı bıçaktan geçirmiş, haraca kesmiş, eski kabadayı Hasan’ı boğmuştu. O günden kalmadır Hasanboğan lakabı. Ocak’tan devre olsa da para işin içine girince Hasan’ı da boğardı, babasını da. Henüz babasını boğmamıştı Rüstem.

Devşirmeleri almayalı beri, bitirim ocağına dönmüştü yeniçeri ocağı. Hasan’la Rüstem ta o zamandan tanışırlardı. Arkalarına Devlet-i Al’i Osmaniye’yi alıp İstanbul’un haracını gavura bırakmayacaklardı. Vatan millet sevdasına, milletin cebinden paylarını alacaklardı.

İlk Rüstem’in aklına gelmişti. Ocak’ta üç kuruşa tamah etmek zordu. Savaş da olmuyordu ki gidip biraz gavur canı alsın, ganimet toplasın. Bir iki kez savaşmıştı ama ganimete ne hacet, canlarını zor kurtarmışlardı. Gavur elinde tüfenkle, Rüstem elinde kılınçla nereye kadar? Balkandan dönünce Hasan’ı görmüştü. Ondan önce de İstanbul’un ticaretini elinde tutan gavurları. Hem cephede yenmişti gavur hem de ekmek kapılarını kapatmıştı. Dükkan da onlarındı, haraç da. Yasa dışında da içinde de bir dirhem bile bulmak zordu Al-i Osman’ın btirimlerine.

Saray şehrin yukarısında, ahvali ortada, hazine en dipteydi. Madem devlet-i al-i osman bakmıyordu, onlar bakardı başlarının çaresine. Karaköy’den başladı Rüstem’le Hasan. Kayıkçıları önce, onlardan sonra esnafı bağladılar haraca. Esnaf başta söylendi; ama Rüstem onları öyle ya da böyle ikna etti haracı vatan millet sevdasına kestiklerine. Vatan millet sevdasına bir de kıraathaneye çöktüler ki yerleri belli olsun.

Agop’un kıraathanesi Balat’taki en büyük kıraathaneydi bir zamanlar. İçerde mükellef bir kütüphane vardı. İnsan ayırmaksızın, kıraat etmek isteyen herkes gelirdi buraya. O zamanlar herkesin dini kendisineydi. Agop ya da Mehmet olman farketmezdi. Devleti Ali gavura karşı hezimet yaşadıkça Agop ya da Mehmet olmanın farkı olmaya başladı. Çöktüler Agop’un kıraathanesine, ilk iş kıraatı defetmek oldu dükkandan. Milletin kafasını bulandıran, şeytan icadı, gavur basımı kitapları yaktılar eskiden kıraatın olduğu hanenin önünde. Kışın ortasında yaptıkları bu şölen insanların daha çok işine yaramıştı Rüstem’e göre. Raflarda duracağına üç beş garibi ısıtmıştı. Kıraathanelerin o gün kahvehaneye dönüştüğü söylenir. İnsanlar kıraat etmek yerine Rüstem ve Hasan’a biat etmeleri de o günde denk gelir yine.

Rüstem’le Hasan’ın namları yayılınca eski şehre, haliyle bu sarayın da dikkatini çekmişti. Sadrazamlar, haber uçurmuşlar Rüstem’e. Cihan padişahı dururken, nizam intizam onlardan mı sorulacaktı? Dünyaya hükmeden Devlet-i Al-i Osmani, başşehirde yok mu idi? Konu padişaha varmadan, kelleleri gitmeden usulüyle çözmek gerekliydi.

Rüstem’le Hasan, sadrazamın ve veziri erkanın haberini boş çevirmemişti. Tebaadan kestiği haracın, haracını vermesini bilirlerdi. Vezir-i Azam ve türlü divanesi hoş tutulmalıydı. Padişahın böyle mahalle olaylarıyla başı neden yorula?

Gel zaman git zaman Rüstem’le Hasan yetişemez olmuşlardı ne şehre, ne saraya. Kestikleri haraç verdikleri haracı tutmaz olmuştu. Yeni bitirimler de türemişti etrafta. İşler hayırdan çok bayıra gitmeye başlamıştı. Günlerden bir gün Rüstem, Hasan’ı görmüş bitirimlerden biriyle. Hasan yeni bitirimleri bitirmek yerine kolunun altına almış. Dönüp gelmiş kahvesine Rüstem; ama kolluk gelip kahveyi basmış da bulduğunu kafa kola alır halde bulmuş. Tabanı yağlayıp oradan uzaklaşmış. Anlamış ki Rüstem’i bitirmeye karar vermiş Hasan. Veziri azama hediyesini de hazır etmiş ola ki, kolluk mekanına çökmüş.

Kalınca dımdızlak, yapılacak tek şeyi yapmış Rüstem. Ocak’tan beri yarenlik ettiği, kol kola cenk ettiği Hasan’ı canından etmeye karar verip düşmüş yola. Hasan’ın evinin yakınlarında yatmış pusuya. Gece çöküp, Hasan evine zil zurna dönerken, çökmüş tepesine. Olanca gücüyle sıkıp boğazını bırakmış yolun ortasına. Gün odur ki bir daha gören olmamış Rüstem’i. Lakabını bırakıp kırklara karışmış nam-ı diğer Hasanboğan.

Cümle ahalinin kimine göre vezir de Rüstem’i boğdurtmuş para yolunu kestiğinden, kimine göre de Hasan’ı boğup vezire haber uçurmuş. Kelleyi koltukta gören vezir de saraya almış Rüstem’i.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir