Kalemiyat, sözlüklerde bulunmayan, Türk Dil Kurumu ve Dilbilimcilerin katkıları olmadan türetilen bir sözcüktür. Bu sözcük, “bir kişinin kaleminden dökülen damlalardan oluşan havuz” gibi uçuk anlamlara gelmez. O, “kişinin kaleminden çıkan her şey” demektir.
Kalemiyat mantığı, türe, uzunluğa, anlatım tarzlarına bakmaksızın yalnızca kalem oynatmaktır. Bu mantığı güden herkes nasıl yazdığını değil ne yazdığını önemser. Bir öykünün bir kısmı düz yazı iken, diğer bir kısmı nazım halinde olabilir. Her öykünün bir sonu olamayacağı gibi, bir başlangıca da ihtiyacı yoktur. Bir olayın yalnızca giriş kısmı anlatılıp bırakılabilir ya da aynı şekilde öykünün nasıl başladığını önemsemeyip yalnızca sonu anlatılabilir. Bir öykünün bir olay anlatmasına gerek yoktur. Bazen yalnızca anlatmak yeterlidir.
Bu haliyle dadaist gibi dursa da aralarında büyük farklar vardır. Cümleler, mutlaka anlamlı cümleler olmak zorundadır. Öykü ne kadar gerçeküstü ve anlamsız olsa bile bu, cümlelerin de gerçeküstü ve anlamsız olacağı demek değildir. Bu duruma rağmen Kalemiyat, dadaizmi saçma ve anlamsız bulmaz ve bu nadide akıma saygıda kusur etmez.
Kalemiyat anlayışını benimseyen herkes, Kalemiyat için, birer yazar değil “yazan”dır ve bir Yazan olabilmek için illa eline kalem almış olmak şarttır. Üstü çizilmemiş bir cümleye sahip olmayan hiçbir yazı gerçekten üstünde uğraşılmış sayılmaz. Her Yazan, tüm yazılarını kalemle yazmak zorunda olmasa da en azından yazılarının ilk karalamaları kalemle yapması kendi yararınadır.
Kalemiyat, eline kalem alma düşüncesinden kaynakla modernizme karşı değildir. Modernizmin çocukları olduğu için onu sonuna kadar kullanmak zorundadır. Çağın kelimelerini kullanmalıdır. Yazan, günümüzde geçen bir öyküsünde anlattığı bir durumda “esef duymaz”, “utanç” duyar. Yine aynı mantıkla anlattığı olay “eskiler”de geçiyor ise bu kez de utanç değil esef duymak zorundadır.
Kalemiyat, büyük yazarların kendilerine ve yazdıklarına saygı duyuyor olsa da çok fazla kafaya takmaz. Onların yazdıkları ve kendileri her ne kadar çok önemli şeyler olsa da; onları ilah, yazdıklarını da kutsal kitap olarak görmez. Bu anlayış etrafında onların yazdıklarının dogmatik olmadıklarını, gerekirse tartışılabildiklerini, gerekirse karşı gelinebildiklerini, hatta gerekirse yerin dibine sokulabildiklerini bilirler. Fakat yine de gerekmediği takdirde saygıdeğer abilere bulaşmazlar.
Kalemiyat, herkes tarafından okunan yazıların, herkesin sevdiği öykülerin iyi olmak zorunda olduklarını kabul etmez. Çok okunmaları popüler oldukları anlamına gelir, iyi oldukları değil. İyi olan iyi, kötü olan kötüdür. Popüler olansa sadece popülerdir.
Kalemiyat, anlaşılmadığı için iyi olduğu varsayılan her şeye karşıdır. Kalemiyat için bir şey anlaşılabildiği için iyidir ya da kötüdür. Anlaşılmayan şey bu yüzden iyi olmaz, yine bu sebepten kötü olmaz. O sadece anlamsızdır.
Kalemiyat, sektörel işler yapıyor olsa da tavrını korur. Hatta gerektiği hallerde sektörel klişeleri uyguluyor gibi gözükerek kendi tavrını devam ettirir. Onlar gibi görünür; ama onlar gibi olmaz.
Kalemiyat için her öykü yaşayan bir varlıktır. Onlar saygı duyar ve ‘onlar’ istedikleri zaman yazar. Bir öykü devam etmek istemediğinde zorlamaz ve orada bırakır. O öykü ancak kendi istediği zaman bitecektir. Yazan, öykünün bitmesi için kendini zorlamaz, kendini tekrar eden işlerden uzak durur. Tekdüzeliğe doğru kayan bir öykü serisi varsa, o öyküyü orada bitirir.
Kalemiyat, insan içindir ve kesinlikle sanat olduğunu düşünmez.