Gırtlağını yırtarcasına bağırmıştı ona; sen hiçbir işe yaramaz bir orospu çocuğusun…
Ses telleri adeta kopacaktı yerinden; sen şerefsizin önde gidenisin…
Hiçbir işe ehli olmasa da, onurum var diyordu o da içinden; ama ne hacet duyuyordu sanki karşısındaki. Onurumu kıracak kadar neydi ki onu kızdıran; ben miydim? Mücbir sebep olmasa da çekiyordu bu zılgıtı. Ne de olsa hali hazırda seviyordu onu ya da katlanıyordu. Emin değildi ya hislerinden, neyse çok da önemli değildi.
Orospu çocuğuuuuu…
Sesi diğer odadan başlayıp, odanın kapısını hunharca parçalayan, önüne çıkan ne varsa beraberinde sürükleyip holü aşan, hızlı, vahşi, ölümcül bir sel gibi geliyordu kulaklarına. Kulak zarını zorluyor, paramparça edip gitmek istiyordu sanki.
Nereye koydum bu koyduğumun şeyini ben…
Anlaşılan bir şeyler arıyordu. Yere düşen eşyaların, hızla açılıp kapanan çekmecelerin sesleri de çalınıyordu kulaklarına. Ah!! Nihayet sustu.. Bakışlarını diğer odanın kapısına doğru çeviriyor. Diğer odadan çıkanın elinde siyah, ağır, korku dolu, nefret kusan bir silah; tetiğe basıyor. Sadece birkaç milisaniye daha yaşıyor karşısındaki.
Son bir kez daha bakıyor, kana bulanmış bedenine.
Sefreti gözlerinden süzülüp, kanlı bedenine damlıyor neredeyse…
puşt!!!
Bir yanıt yazın