Alıp kendimi karşıma şöyle bir konuşmayalı çok oldu. Kişilik bölünmesi yaşamamanın en kesin yolu, kişiliğinizi bölmekten geçer.
“Nasılım?”
“Iyiyim. Ben?”
“Ben de iyiyim?”
Başkalarına muhtaç olduğumuz doğru. Tek başımıza yaşayabilecek kadar güçlü varlıklar değiliz. Kimse yoksa kendimizle konuşmak zorundayız.
“Güzel mi bari hayatım?”
“Hayır değil. Benimki de değildir zaten.”
“Evet değil.”
“Daha güzel olabilir miydi bence?”
“Daha kötü olamazdı orası kesin.”
Tanrı var mesela. O hep yanımızdadır. Yani öyle derler. Olup olmadığını bilmiyorum; ama Tanrı yalnızlığa çaredir. Yalnız kalmaktan kaçınan insanın arkadaşıdır. Edilen dua, bir nevi sohbet sayılır.
“Bir kız vardı n’oldu?”
“Var hala.”
“Konuşmadım değil mi hala?”
“Konuşmadım.”
“Neden?”
“Bilmem.”
Yakın arkadaş deyimi yalnızlığı en çok dolduran kişi için icat edilmiştir. Yakın arkadaşlar birbirlerinin yalnızlıklarını bitirdikleri kadar yakındırlar. Daha doğrusu büyüklükler. Bu halleriyle mesafeyle değil hacimleriyle ölçülmelidir. Yakın değil devasa denilebilir.
“Bana biraz anlatır mıyım onu?”
“Anlatmama gerek var mı? Biliyorum zaten.”
“Bildigimi biliyorum.”
“Bence ne yapmalıydım? Bu durumuma ne diyorum ben?”
“Ben bilirim. Hayat benim hayatım.”
“Hiç yardımcı olmuyorum bana.”
Yalnız uyumak belki daha guzeldir; ama yalnız uyanmak zordur. Uyandığında birine bakmak ister insan. Gece boyunca tek başınadır, uyandığında birini bulmak ister, farkında olmadan. Kimse yoksa yaninda, telefonuna uzanır hemen, biri aramışsa sevinir. O, uyurken bile yalnız değildir çünkü.
“Çay içer miyim?”
“Ne alaka şimdi?”
“Canım çekti.”
“Içerim. Meyve çayı var mı?”
“Yok. Normal çay var. Ondan içeyim.”
“Ya da boşver, biraz dışarı çıkayım ben.”
“Nereye? O’nun yanına mı?”
“Beni ilgilendirmez!”
“O’na yani.”
“Evet.”
Bir yanıt yazın