“Süngü tak!”
Süngümü takıyorum.
“Hazır!”
Birkaç saniye sonra hayatım eskisi gibi olmayacak, biliyorum.
“Süngü hücum! Saldır!”
Siperden çıkıp koşmaya başlıyorum. (Benimle beraber siperden fırlayan yirmibeş kişi için “ben” diyebilirim şu an.)
Kurşunum biteli çok olmadı aslında. Karşı tarafın sayısı da benden çok daha hallice. Atışlarımın çoğu hedefi buldu; ama sayılarını çok fazla azaltamadım.
“Hadi aslanlarım!”
Hala koşuyorum.
Belki inanılmaz; ama yanımdan vızıldayarak geçen kurşunlara aldırış etmiyorum bile. Büyük bir soğuk kanlılık hakim şu an. Az ilerimde bir top mermisi patlıyor. Üç tanemin parçalara ayrıldığını görüyorum. Kanlarım yüzüme sıçrıyor!
“Durmayın koşun!”
Sağ bacağıma bir kurşun saplanıyor. Diğer adımımı atamadan yere yığılıyorum. Sırtüstü dönüp yıldızlara bakıyorum. Yıldızların arasından mermiler geçiyor sanki.
Onların arasında olup olamayacağımı bilmiyorum; ama 1918 yılının mart ayının tarihe kazınacağını adım gibi biliyorum.
Bir yanıt yazın